Antik Yunan mitolojisinden kendimi bildim bileli hoslanmisimdir. Ama boyle Yuzuklerin Efendisi tadinda gelir bana, fantastik bir hikaye gibi. Tanrilar birbirleriyle kavga ederler,ihanet, entrika, sefahat diz boyu, arada bunlara Antik Yunan halklarinin inanip, taptigini dusunup kendi adima eglenir, onlar adina uzulurum. Ustune bir de bunlari calisip hayatlarini ziyan eden akademisyenler falan vardir ki, onlar hakkinda gorus bile bildiremiyorum.

Olay boyle olunca icinde Antik Yunan mitolojisini barindiran (aslinda diger mitolojiler de hosuma gidiyor ama mitoloji dedik mi aklimiza Yunanlar geliyor once) hikayeler ve genelde bunlardan uyarlanmis filmler de hep ilgimi ekstra bir bicimde cekiyor.

Yine boyle bir yapim olan Clash of the Titans ilk gosterime ciktiginda gidip izledim fakat icine dustugum hayal kirikligini sinemada izlemis oldugum baska hicbir filmde yasamamisimdir herhalde. Sen o kadar unlu oyuncuyu (ve de cogu unlu olmanin yaninda kaliteli oyuncular hem de), genis bir hikaye altyapisini (Yunan mitolojisinden bahsediyoruz) ve elbette o kadar parayi al (125 milyon $) ve sonucta boyle bir film cikar… Filmde hikaye yok, oyunculuklar desen yok gibi, dayamislar parayi efektlere, buyuk sahnelere. Haliyle de izlenmeyecek bir film cikmis ortaya.

Ancak tabi filmi izlemeden benim gibi dusunenler cokmus demek, film yuksek bir hasilat rakamina ulasti. Butcesini 4’e katladi ve bu da tabi ki yapimcilara ikinci bir film kapisini acti.

 

Ilk film yukarida bahsettigim gibi olunca ikinci filmi gidip de izlemedim tabi sinemada. Bekledik dustu internete, bulup izledim. Ve ayni hamam ayni tas oldugunu gordum, parami ziyan etmemekte hakli oldugumu gordum. Gelelim sebeplere…

Filmde yine bir hikaye yoksunlugu goze carpiyor. Cok kisa sayilabilecek bir giristen sonra olaylar basliyor. Sanki izleyicinin kafasini hikayeyle, aciklamalarla karistirmayalim, aksiyonu verelim damardan der gibi bir film yapmis sevgili Hollywood’lu “filmciler”. Aksiyon diyoruz da oyle cok olaylar, olaylar bir aksiyon da yok gibi. Oyunculuklar desen yine siritiyor. Liam Neeson’in oyunculugu onceki film gibi bunda da bir garip, rol sanki oturmuyor ustune. Ralph Fiennes ki bizim Erol Tas gibi goruntuden kotu adam olmasina ragmen rezalet durumlara dusuyor kanimca (hatirlayin bu iki oyuncunun harikalar yarattigi Schindler’in Listesi’ni..). Bana gore filmde izlenebilecek tek karakter Bill Nighy. Kendisi yine kisa surede eglendirebiliyor izleyicileri.

Son haddede bu film, Yunan mitolojisinin genis dunyasini alip, seyirciye hicbir sey vermiyor borclu kaliyor. Eger 15 yasinda bir genc iseniz belki eglenebileceginiz bir film olabilir ama obur turlu cok da mesut olacaginizi sanmiyorum bu filmi izledikten sonra…

Not: Bunu izledikten sonra acip da Ozu izlenmiyor anasini satayim. Adamin gulesi geliyor…

Av Mevsimi (2010)

05 Aralık 2010

Uzun zamandir merakla bekleniyordu Yavuz Turgul’un son filmi Av Mevsimi. Bunun kisilere gore degisen cesitli sebepleri var tabi. Bunlardan biri, filmin bir  Yavuz Turgul filmi olmasi. Filmi izledikten sonra Turgul’un profilini inceledim IMDb’de. Ben onu sadece Eskiya ve Gonul Yarasi ile bilirken, kendisinin bir taraftan elinin dokundugu neredeyse her filmin ulkemizden cikmis en kaliteli yapimlar arasinda oldugunu gordum. Bu ise once senaryoyla baslamis ustat. Ertem Egilmez’in yaninda bu isi ogrenmis. Ilk senaryosu ne olsa begenirsiniz? Hic akliniza gelmeyecek bir film. Tosun Pasa. Tosun Pasa ki en iyi Turk komedi filmi anketi yapilsa ilk uce girer, belki de birinci olur. Hala izlerken gulmekten yas geliyor gozlerimden. Banker Bilo’dan tutun, Cicek Abbas’a; Zugurt Aga’dan Muhsin Bey’e ve Eskiya’ya, adamin ozgecmisinde yok yok. Yonetmenlik olarak da oyle keza. Bunlari gorunce filmden beklentiniz tavana vuruyor tabi. Nasil ki Christopher Nolan’dan artik Inception’in da uzerine cikacak bir film bekliyorsak, burada da ayni mantik isliyor.

Beklenti yogunlugunun ikinci sebebi de muhtesem kadro. Turgul’un Fahriye Abla(1984) haric her filmin de basroldeki Sener Sen, burada da bir numarada. Bunun yaninda Cetin Tekindor, Melisa Sozen ve Okan Yalabik gibi cok kaliteli oyuncular var. Bir de -en sona biraktim ki heyecan olsun- Cem Yilmaz var. Yilmaz ilk defa komedi unsuru on planda olmayan bir karakteri canlandiriyor. Yilmaz’in bulunmasi da hayranlari icin ayri bir beklenti sebebi.

Gelelim filme. Oncelikle soylemem gerekir ki, filmin goruntu yonetmenini tebrik etmek istiyorum. Filmin baslangicindan itibaren, filmin sanatsal kisminin ne kadar on planda oldugunu goruyoruz. Baslangictaki ormanin icindeki gol sahnesinden, Sener Sen’in oynadigi “Avci” Ferman karakterinin Pamuk’un odasina giris sahnesine izleyeni gorsel acidan cok etkileyen bir yigin sahne bulunmakta.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ikinci ovgu oyuncu kadrosuna tabi ki. Oncelikle performansi merakla beklenen Cem Yilmaz’in bu isin altindan hem de cok kaliteli bir oyunculukla kalktigini goruyoruz. Komedyen kimligi neredeyse ustunden tamamen kalkmis. Ama ben yine de Cem Yilmaz’in o halini gorunce Organize Isler’deki Muslum karakterini hatirlamadim da degil. Filmdeki en yogun sahnelere sahip olan karakter Cem Yilmaz’in karakteri. Psikopat, deli, Karadenizli, yikilmis… Hepsini 10 numara oynuyor. Eminim ki kendisini bu tarz dram agirlikli rollerde de surekli gorecegiz bundan sonra. Sener Sen ve Cetin Tekindor her zamanki gibi ustaliklarini gosteriyorlar bu filmde de. Okan Yalabik da fena degil -ama bu adam sanki hic yaslanmiyor, 10 yil once Serseri dizisi vardi adam orda da boyleydi, hala boyle-, Melisa Sozen de.

Filme getirilecek elestirilerin cogu buyuk ihtimalle senaryoya olacak. Klasik bir polisiye hikaye cunku. Cok bir orijinallik yok icerisinde. Belki bir tek Idris karakterinin ic dunyasi onemsenmeye deger. Ama yine de filmin sonu cogu polisiye filmde oldugu gibi zorlama bir kurgu ile bitmiyor. Cunku gunumuzde artik senaristler “Ne yazayim da izleyici yan yatsin?” anlayisiyla kasinti final sahneleri zorlamakta. Ama Yavuz Turgul, kendi de soyluyor senaryoyu yazarken bu tarz bir dusuncesi olmadigini. Benim gozumde de bu bir arti olarak yaziliyor filmin hanesine.

Film, Turgul’un filmografisindeki kaliteyi asagiya cekmeyecek kadar iyi fakat oradaki citayi yukseltecek kadar da iyi degil. Yillar sonra Turgul’un bu filmle hatirlanacagini da sanmiyorum. Cem Yilmaz hatirlanacaktir belki. Onun bu degisik tarzdaki oyunculugunu ve cekimlerindeki kaliteyi gormek icin izlenebilir. Onun disinda bu film tadinda bir cok film var zaten…

Puan: 7.5/10

Despicable Me (2010)

04 Aralık 2010

Bayadir izlemek istiyordum ancak bugune nasip oldu. 2010 yapimi animasyon tarzinda bir film Despicable Me. Turkiye’deki dagiticilar filmin ismini Cilgin Hirsiz diye cevirmisler. Universal sirketi animasyon janrina bu filmle giris yapiyor. Fena bir giris de olmamis hani. Elbette bu isin krali olan Pixar’in seviyesine ulasamamis -ki bu konuda onlari suclamak zor, Pixar citayi cok yukarilara tasiyor- ama yine de gayet keyifle izlenebilecek bir animasyon sunmuslar bize.

Filmin konusu kisaca soyle. Gru adinda basarisiz bir hirsiz ve ekibi kendini kotu adamlar liginde bir numaraya tasiyacak olan tarihin en buyuk hirsizligini yapip Ay’i calmaya karar verir. Bununla ugrasirken ilk basta kotu amaclari icin kullanmak icin yetimhaneden uc kizkardesi evlat edinir, fakat zamanla kizlar Gru’yu bambaska bir insan yapar. Aslinda genel olarak bakildiginda klasik bir hikaye fakat cesitli unsurlar filmi bir klise yapmaktan kurtarmis.

Bu unsurlarin ilki ve de en onemlisi Gru’yu seslendiren Steve Carell. Benim gozumde gunumuzun en iyi komedyeni olan Carell (Get Smart’i bosuna 20-30 defa izlemedim), Gru’ya sadece sesini degil tum kisiligini vermis. Yuz ve mimikleri de oyuncudan esinlenilmis ve oyuncunun kullandigi aksan da ayrica bir komiklik katmis karaktere. Zaten Carell’in de bu tarz garip karakterleri canlandirmakta ustune yok.

Filmdeki diger bir unsur da Minyonlar. Gru’nun evinin altindaki laboratuvarda yasayan bu ne oldugu anlasilmayan Minyon ismi verilmis yaratiklar, Gru’nun kotu planlari icin calistirdigi isciler. Aslinda IMDb triviasinda hepsinin bir anlam ifade ettiginin soylendigi, anlasilmayan bir dil kullaniyorlar. Filmin komedi unsuruna cok sey katiyorlar.

Filmin zayif yanina gelince onceden de bahsettigimiz gibi konusu cok klasik ve yeterli giriftlik yok. Ayrica filmi izleyince goruyoruz ki Gru aslinda kotu biri degil, bu kotuluk hali annesinin kucukken ona pek ilgi gostermemesi ve onu surekli asagilamasi oldugunu anliyoruz ki burada da cok basite kacilmis gibi gozukuyor.

Sonuc olarak Despicable Me cok guzel zaman gecirerek, zaman zaman kahkahalarla izleyebileceginiz bir animasyon. Yapimci Universal de umit veren bir yol uzerinde.

Puan: 8/10